Bizim meselemiz Türkiye meselesidir, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma meselesidir

Başbakan Binali Yıldırım, bir otelde düzenlenen yemekte, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, şehit yakınları ve gazilerle bir araya geldi.

İktidarları boyunca hiçbir zaman seçimden seçime çalışan anlayışta olmadıklarını belirten Yıldırım, 15 yıldır toplumun bütün kesimleriyle bir arada bulunmayı önemli bir gelenek haline getirdiklerini söyledi.

Başbakan Yıldırım, sivil toplumun ortak akıl ve vicdan olduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

“Toplumun gelişmesinin öncüleri sivil toplum kuruluşlarıdır. Gelişmiş demokrasilerde sivil toplum örgütleri vazgeçilmezdir. Fikirleriniz, önerileriniz, sizin ortaya koyduğunuz projeler bizim için hep yol gösterici ve önemli olmuştur. 80 milyon vatandaşımızın her birini aynı görüyoruz. Birbirinden farklı görmüyoruz. Bizde asla ötekileştirme diye bir şey olmaz. Bizim meselemiz, Türkiye meselesidir, memleket meseledir, ülkemizin ilerlemesi, muasır medeniyetler seviyesine ulaşma meselesidir. Bu heyecanı kim hissediyorsa, kim yaşıyorsa herkes bizim başımızın tacıdır. Doğuda ayrı, batıda ayrı uyguladığımız bir politika yok. İstiyoruz ki ülkemizin her köşesi aynı derecede kalkınsın. Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, ekonomide, altyapıda bütün alanlardaki gelişmeler hep aynı olsun. Ülkenin bir tarafından diğer tarafına göç hareketi olmasın. Vatandaşlarımız bulundukları yerde geleceğini inşa etsin. Başka bir yere, bir bilinmeze göç etmesin. Yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu’nun kalkınmadaki açığı bugün bize toplumsal bir sorun olarak gelmiştir. Terör olarak gelmiştir, göç olarak gelmiştir, işsizlik olarak gelmiştir. Eğitimdeki sorunları da beraberinde getirmiştir.”

“DARBE KALKIŞMASIYLA EKONOMİMİZDE OLUŞAN DALGALANMA GEÇİCİ  VE SINIRLI OLDU”

Aşılamaz denilen dağları delerek, vadileri de köprülerle bağlayarak illeri ve ilçeleri birbirine yaklaştırdıklarını vurgulayan Yıldırım, “Devlet ile millet arasındaki mesafeyi kaldırdık. Eski dönemlerde Başkent vatandaş için erişilmez bir yerdi. Ankara’nın ulaşımı zordu. Şimdi Başkent ile Anadolu arasındaki mesafeyi kapattık. Vatandaşımızın masum yüzünü güldürdük. Halk, millet, yönetime yaklaştıkça Ankara erişilmez olmaktan çıktı, vatandaşla devleti buluşturduk. Bu hizmetlerin arkasında 15 yıllık bir emek var.” ifadelerini kullandı.

Başbakan Yıldırım, Türkiye’nin dünyada yaşanan olumsuzluklara rağmen istikrarını koruyan, kalkınmasını gerçekleştiren, ekonomik büyümesini sürdüren nadir ülkelerden biri olduğuna dikkati çekti.

Dünyada 2008’de başlayan ve halen devam eden küresel krizin maalesef birçok ülkede ciddi sorunlara yol açtığı gibi Türkiye’de de kısmide olsa olumsuz etkiler ortaya koyduğunu anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

“Bu dalgalanmaların yanı sıra 15 Temmuz’da yaşadığımız darbe kalkışmasıyla ekonomimizde oluşan bir dalgalanma Allah’a şükür geçici ve sınırlı oldu. O günleri geride bıraktık. Vatandaşın devletine, demokrasisine sahip çıkmasıyla, aynı zamanda ekonomiye de sahip çıkmasıyla geride bıraktık. Hatırlayın darbe girişiminden sonraki bir haftada vatandaşlarımız toplam 12 milyar dolar bozdurarak piyasayı rahatlattılar, ekonomiyi canlı tuttular. Bir yandan demokrasi nöbetleriyle 27 gün boyunca meydanlarda hep beraberdik, ülkemizi muhtemel yeni kalkışmalara karşı koruduk, bir yandan da hayatı normale döndürmek için bütün vatandaşlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız üzerine düşen görevi yaptılar. Demokrasiye, milli iradeye, Cumhurbaşkanımıza, cumhuriyet hükümetine sahip çıktınız. Niğde’nin medarı iftiharı şehit Ömer Halisdemir vatan hainleri karşısında zerre kadar tereddüt etmedi ve canı pahasına o darbeyi yapmaya çalışan alçaklara gereken cevabı verdi. O gece Niğdeli kardeşlerimiz Varol Tosun, Kemal Tosun, Yalçın Aran, Hakan Ünver, Ramazan Konuş da 249 şehidimiz arasındaydı. Hepsi Niğde’nin yiğit evlatlarıydı, hepsi bu milletin gururuydu.”

Yıldırım, şehitlerin emaneti olan ay yıldızlı bayrağa sahip çıkmaya, ülke ve millet için durmadan, yorulmaya ve çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

Yıldırım, başlattıkları istihdam seferberliğinin ilk üç ayda beklenenin çok üzerinde ilgi gördüğünü, 500 bine yakın yeni istihdam sağlandığını belirtti.

İstihdam seferberliğinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine bağlı 1,5 milyon üyenin “Biz de varız” dediğini ifade eden Yıldırım, “Devlet millet el ele vererek, işverenin bazı yükleri de karşılanarak başlatılan bu seferberlik, hemen sonuçlarını gösterdi. Ekonomik göstergelerimiz yukarıya doğru tırmanmaya başladı. Buradan söylüyorum bu sene şu 16 Nisan’ı da güzelce ve başarılı bir şekilde tamamladıktan sonra ekonomimiz çok daha güzel olacak. Türkiye’yi güzel günler bekliyor.” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, dün yayımlanan uluslararası bir raporda, “Türkiye bu sene geçmiş 2 yıldaki kayıplarını telafi edecek. Yatırımlar, küresel yatırımcılar tekrar Türkiye’ye dönecek. Türkiye, turizmde kaybettiği değerlerini yeniden kazanacak.” ifadelerine yer verildiğini hatırlattı.

Ekonomi için vazgeçilmez şeyin “öngörülebilirlik” olduğuna işaret eden Yıldırım, iş adamlarının önlerindeki bir iki yılı görmeden yeni yatırım yapamayacağını ve işlerini büyütemeyeceğini vurguladı.

En kötü şeyin “kararsızlık” olduğunu dile getiren Başbakan Yıldırım, “Kararsızlığın sebebi de önünüzü görememenizdir. O yüzden bizim amacımız öngörülebilirliği artırmak, ülkede kalıcı istikrarı sağlamak, güçlü iktidarı teminat altına alacak bir yönetim sistemi değişikliğini gerçekleştirmek. Bugüne kadar, 14-15 yıl içerisinde bir Türkiye üç Türkiye oldu. Bütün olumsuz şartlara rağmen bunu sağladık.” ifadelerini kullandı.

“ZAYIF İKTİDAR, PARÇALI İKTİDAR TARİHE KARIŞACAK”

Başbakan Yıldırım, 2003’ten bu tarafa Türkiye’nin başından ne işler geçtiğini hatırlatarak, geçmişte yaşanan cumhurbaşkanlığı seçimini anlattı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde halk oylamasına  21 Ekim 2007’de milletin karar verdiğini anımsatan Yıldırım, 16 Nisan’ın bu kararın ve değişikliğin devamı olduğuna dikkati çekti.

Yıldırım, 10 Ağustos 2014’ten sonra Türkiye’de milletin oyları ve milletin iradesiyle seçilen bir cumhurbaşkanı olduğunu ve yüzden 50’den fazla oyla seçildiğini anımsattı.

Demokrasilerde esas olanın millet iradesi olduğunu dile getiren Yıldırım, şöyle devam etti:

“Millet iradesinin ölçüsü nedir? Aldığı oydur. Bugün, düşünün hangi iktidar cumhurbaşkanının aldığı oy kadar oy alabildi? Hangi parti? AK Parti bile yüzde 49-50 ancak alabildi ama bu gelen değişiklik, kim iktidar olacaksa, millet kimi iktidar edecekse, yüzde 50 en az oy vererek iktidar yapıyor. Dolayısıyla zayıf iktidar, parçalı iktidar tarihe karışacak. Sürekli güçlü iktidar var, sürekli istikrar var.”

Yıldırım, 1950’den bu yana 67 yılda Türkiye’nin 48 hükümet gördüğünü, hükümetlerin ortalama 1 yıl 5 ay görev yaptığını, 1,5 yılda bir iktidarın gelip, tebrikleri kabul ederek, brifingleri aldıktan sonra vedalaşmaya başladığını söyledi.

Bu anlayışla Türkiye’nin kazandıklarını kaybettiğinin altını çizen Yıldırım, Türkiye’nin 1950-1960 arasında kazandığını, 1970’li yıllarda kaybettiğini anlattı.

Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın iktidar olduğu dönemi anlatan Yıldırım, şunları kaydetti:

“Özal’lı yıllarda Türkiye’nin kazandığı yıllardır. Kabul edelim. Türkiye’yi dünyaya açan, Türkiye’de ihracatı öğreten, özel teşebbüsün gelişmesini sağlayan, tek parti döneminden kalmış kanunları değiştiren önemli bir dönemdir. Ama rahmetli Özal’dan sonra yine bir fetret devri 1990’lı yıllar, zayıf iktidarlar ve nihayet 28 Şubat ve devamında rahmetli Ecevit’le Ahmet Necdet Sezer’in anayasa kitabı meselesi ve büyük kriz. Düşünün merhum Ecevit’in Ahmet Necdet Sezer’i ne kadar aradı bulmak için, ne kadar göklere çıkardı ama en önce kendisi bozuştu. Bozuşmalarında bir şey yok da bedeli kim ödedi. Bakın 23 banka battı, bir gecede 7 milyar dolar uçtu. Faizler yüzde 7 bin 500’lere çıktı. 23 bankanın Türkiye hazinesine bedeli 47 milyar dolar. AK Parti iktidarı olarak faizleriyle birlikte 2001 krizinden kalan 192 milyar dolar para ödedik, borç ödedik. Nereye kadar 2013 yılına kadar. Peki o parayı ödemeseydik ne yapılırdı Türkiye 3 yerine 5 büyüyecekti.”

AK Parti iktidarları döneminde çok iş yaptıklarını ancak çok da badire atlattıklarını belirten Yıldırım, “AK Parti, ülkenin kalkınması için muazzam işler yaptı. Neye rağmen yaptı? Engellere rağmen. Bu engeller nereden geliyor? Bu sistemden geliyor. Sistem engelsiz koşuya izin vermiyor. Darbe anayasası bunu getirmiş.” diye konuştu.

Türkiye’de bir milli irade, bir de milli iradeyi kontrol altında tutan mekanizma olduğunu ifade eden Yıldırım, “(Böylece çalışın) diyorlar. ‘Millet sizi seçti, siz sadece gidin rutin işleri yapın, burada oturun, sesinizi çıkarmayın, işlere burnunuzu sokmayın, evraklar gelsin imzalasın, gidin kabuller yapın, resmi törenlere katılın, memleketin derin işlerine burnunuzu sokmayın.’ Böyle bir şey yok. Millet iradeyi kime verdiyse hesabı ona soruyor.” dedi.

Siyasete verilen iradenin gizli ortağı olmaması gerektiğini dile getiren Yıldırım, “Şu anda gizli ortaklar var. Biz, 2003’te seçildik, tek başımıza iktidar olduk. 363 milletvekilimiz var. Ankara’ya girdik, baktık her taraftan kafa çıkıyor. ‘Hoşgeldiniz, yeni ortaklarınız.’ Bu nereden kardeşim? Biz sizi Niğde’de, Ulukışla’da, Bor’da dolaşırken hiç görmedik. Nereden çıktınız? ‘Orayı karıştırma.’ İşte getirilen bu sistem değişikliği millet iradesi dışındaki bütün iradeleri sona erdiriyor. Milletin iradesi egemenliğin kayıtsız şartsız tecellisini getiriyor. Siz seçiyorsunuz, hesabı da siz soruyorsunuz. Bunun için ‘hayır’ kampanyası, ‘evet’ kampanyası var. Takdir yüce milletindir, sizindir.” değerlendirmesinde bulundu.

Siyasi partilerin hepsinin seçimlerden önce darbe anayasasının değiştirilmesi yönünde vaatte bulunduğunu dile getiren Yıldırım, seçimler sonrasında “Haydi buyurun şunu değiştirelim” dediklerinde ise her birinin bir kenara çekildiğini söyledi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz’dan sonra bu gerçeği gördüğünü ve “Bu ülkenin beka sorunu var” diyerek hareket ettiğini kaydeden Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Her ne kadar MHP şu anda parlamenter sistemden yana olsa da bana dediği şudur Sayın Bahçeli’nin, ‘Benim buna gücüm yok. Yani parlamenter sistemi devam ettirecek veya daha da güçlendirecek bir sayım yok. Bir imkanım yok ama bu durum da sürdürülebilir bir durum değildir.’ Güçlü cumhurbaşkanı, güçlü başbakan, iki tane irade. Bu yürümez. Bakın yürümedi. Adnan Menderes zamanında da yürümedi. Belki su yüzüne çıkmadı ama hatıralarını okuyun, merhum Menderes, ‘Bazen canımdan bezdiriyor beni’ diyor.”

Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz ile Süleyman Demirel’in Tansu Çiller, Necmettin Erbakan ile ters düştüğünü anlatan Yıldırım, krizlerin giderek derinleştiğini aktardı.

Ahmet Necdet Sezer ile Bülent Ecevit örneğini de veren Başbakan Yıldırım, “Bizim zamanımızda da oldu. Biz Ahmet Necdet Sezer ile çok mu anlaştık zannediyorsunuz? Dilimizi, dişimizi sıka sıka dişlerimiz karnımıza doldu ama biz kriz anlatan değil, şikayet eden, sızlanan değil, çözüm üreten bir iktidarız. Çözüm ürettik, sabrettik. Kavga etmek kolaydır, masayı devirmek kolaydır, yapmak zordur. Biz yapmaya talip olduk. Türkiye özetle güçlü iktidarlarda iki büyümüşse zayıf iktidarlarda yarım büyümüş, fark bu. Şimdi diyoruz ki ‘Güçlü iktidarları sürekli hale getirelim’ yaptığımız bu.” ifadelerini kullandı.

Değişiklik konusunda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da birlikte çalışma teklifi götürdüğünü, Kılıçdaroğlu’nun ise parlamenter sistemden yana olduklarını belirterek, bunu geri çevirdiğini anlatan Yıldırım, şöyle devam etti:

“O zaman bir teklif daha götürdüm. Siz parlamenter sistemi getirin, biz de cumhurbaşkanlığı sistemini getirelim, ikisini de oylayalım. 367’nin üzerinde çıksa bile yine millete götürelim, iki metin götürelim, millet karar versin. Bunda ne anormallik var? Makul bir teklif değil mi? Bunu da kabul etmedi. Ne yapabilirdik başka? Olur, tamam, onu da kabul etmediniz, bunu da kabul etmediniz. Meclis iradesini de kabul etmediniz. ‘Meclis’ten geçtikten sonra isterse yüzde 98 ile kabul etsin halk oylamasında tanımayız.’ dediler. Ben de dedim ki millet seni hiç tanımaz kardeşim milleti tanımayanı millet tanır mı?”

“BUNLAR OLACAK ŞEYLER DEĞİL”

Kılıçdaroğlu’nun “Bu değişiklik geçerse Cumhurbaşkanı kararnamesiyle bütün muhtarlıklar kapanabilir, minibüs hatlarının izinleri kaldırılabilir, 100 tane başkan yardımcısı atayabilir, 150 tane bakan atayabilir.” gibi ifadeler kullandığını aktaran Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bunlar olacak şeyler değil. Ana muhalefet partisinin genel başkanının etik ve sorumlu davranması lazım. Çünkü Ana muhalefet partisi başkanı demek iktidar alternatifi demek. Söyleyeceğiniz her şey vatandaş için bir anlam ifade eder. Böyle şey olur mu? Bana şimdi beyefendi diyor ki ‘Siyasi etik kanunu çıkaralım.’ Önce siyasi etiğin ne olduğunu kendin ortaya koy. Topluma doğru bilgi ver, kararı millet verecek. Bir seferinde diyor ki ‘Bu anayasaya evet demek vatana ihanettir.’ 5 Mart Tekirdağ konuşması. 3 gün önce de Eskişehir’deki konuşmada ‘Evet de verebilirsiniz, hayır da verebilirsiniz, karar sizin’ diyor. Hangisi doğru? İkinci doğru ama birinciyi nereye koyacağız?”

AK Parti iktidarı boyunca 12 yıl bakanlık yaptığını, bu sürede 6 bin kilometre olarak devraldığı bölünmüş yol miktarının 3 kattan fazla artırılarak 25 bin 500 kilometreye çıkarıldığını anlatan Yıldırım, “Bu anayasa işi de aynen böyle. Mevcut anayasa, bölünmüş yollardan önceki Türkiye’nin hali. Oradaki trafik nasılsa bu anayasadaki trafik de o. İlerleme hızımız, büyüme hızımız bu. Buna razıysa Türkiye, benim söyleyecek bir şeyim yok ama ‘Biz buna razı değiliz, bölünmüş yol da bize yetmez, Niğde-Ankara 3 gidiş, 3 geliş otoyol lazım’ diyorsanız işte bu değişikliğe ihtiyaç var. Başka bunun hiç çaresi yok. Türkiye 1 saatini bile kaybedemez, 1 saatinin bile önemi var.”

“CANLI BOMBA PATLATACAKLARDI, ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ”

Bölgede yaşananlara dikkati çeken Yıldırım, içeride ve dışarıda Türkiye’yi sıkıştırmak isteyenlerin ellerinden geleni yaptığını söyledi. Yıldırım, Türkiye’den başka, 3 terör örgütüyle aynı anda mücadele eden bir ülke bulunmadığını kaydetti.

“Ne işiniz var Suriye’de, niye gittiniz El Bab’a?” şeklinde eleştiride bulunanların, daha önce “Kilis’e, Gaziantep’e füze atılıyor, ne duruyorsunuz?” dediğini, “Fırat Kalkanı’nı destekliyorum” ifadelerini kullandığını aktaran Yıldırım, “Biz oralara kendi ülkemizin güvenliğini korumak, kendi insanımızın hayatını korumak için gittik. Ondan başka amacımız yok. Şimdi o mültecilerin 60-70 bini geçti, yerleşti, normal hayatlarına döndüler. 3 bin DEAŞ, bunlar girecek Türkiye’de canlı bomba patlatacaklardı, etkisiz hale getirildi.” diye konuştu.

Türkiye’de 1983’ten bu yana terörle görülmemiş bir mücadele verildiğini dile getiren Yıldırım, “Bakın buradan söz veriyorum, bu terör belasını milletin gündeminden çıkaracağız.” ifadesini kullandı.

Başbakan Yıldırım, terörün ülke kaynaklarını tükettiğini, vatandaşları birbirine düşürdüğünü, birlik ve beraberliğe zarar verdiğini ancak cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle, terörle daha etkili mücadele edileceği söyledi.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle ülkede zamanın daha iyi kullanılacağını ifade eden Yıldırım, şöyle devam etti:

“Çünkü bürokrasi basitleşecek. Ekibini, Türkiye’yi yönetecek cumhurbaşkanını vatandaş seçecek. ‘Efendim güvenoyu kalktı, Meclis denetimi kalktı.’ Hiçbir şey kalkmadı, vekillerden aldık, asıllara veriyoruz. Diyoruz ki, vatandaş seçiyor, güvenoyunu sandıkta veriyor. Ondan sonra çalış. Bu arada da boş bırakmıyor, Meclis’te milletvekilleri daha çok güçleniyor. Çünkü bugün milletvekili kanun teklifi veremiyor. Teorik olarak veriyor da sonuç yok. İktidar partisi kabul ederse olur, etmezse hiçbir şey olmaz. Şimdi böyle değil, iktidarı, icraatı yasamadan ayırıyoruz.”

Binali Yıldırım, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, cumhurbaşkanına, yardımcısının vekalet etmesine ilişkin eleştirileri değerlendirirken, “Sistem böyle arkadaş. Yasama ile yürütmeyi birbirinden ayırıyoruz. Onun için Meclis başkanı vekalet etmiyor cumhurbaşkanına, yardımcısı vekalet ediyor. Ne var, yardımcısı bu ülkenin vatandaşı değil mi? Cumhurbaşkanı bir yere gidince ülkeyi satacak mı? Öyle bir sakat anlayış olur mu? Bunların hepsinin anayasada yeri var, yazılı. Cumhurbaşkanı, yardımcıları, görevleri ne, sorumlulukları ne? Bakanların görevleri ne, sorumlulukları ne? Yani bütün her şey ayrıntısıyla yazılmış çizilmiş.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, halk oylamasına 19 gün kaldığını, son sözü milletin söyleyeceğini anımsatarak, “Türkiye enerjisini tüketerek, çeşitli dirençlerle mücadele ederek bu yolculuğa devam mı edecek? Tek yolda yolculuk mu yapacak, yoksa bölünmüş yollara, otoyollara mı geçecek? Buna karar vereceğiz. Bu kararı biz veremiyoruz. Otoyol yapılacaksa biz yaparız, siz yeter ki emredin. Ama bu demokrasi otoyolunu, anayasa otoyolunu biz yapamıyoruz. Bu, sizin işiniz. Siz yaparsanız ondan sonra biz koşmaya devam ederiz.” diye konuştu.

AK Partiyle ilgili gençlerin tereddütlü olduğunu ve bunu anlayışla karşıladığını dile getiren Yıldırım, “Çünkü 2002’de doğan çocuklar bugün 15 yaşında. AK Parti’den başka kimseyi görmemiş, 2001 krizini bilmiyor, 28 Şubat’ı bilmiyor, 80 ihtilalini bilmiyor. Türkiye’nin hangi badirelerden geçip bugünlere geldiğini bilmiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yıldırım, yeni sistemin cumhurbaşkanına, hükümete en fazla 10 yıllık bir süre verdiğini, 10 yıl sonra cumhurbaşkanının, kadroların değişeceğini, yeni simalara yer açılacağını anlattı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde, cumhurbaşkanının partisiyle ilişiğinin kesilmemesinin, hem parti başkanı hem de cumhurbaşkanı olması açısından problem yaratacağına ilişkin eleştiride bulunduğunu anımsatan Yıldırım, şöyle konuştu:

“Peki ben de şu anda parti başkanıyım, başbakanım, nasıl oluyor? Aynı şey değil mi? Böyle bir şey olmaz. Parti işi ayrı, memleket işi ayrı be kardeşim. Partisiz diye bir şey olmaz, partin olacak. Belediye başkanları partili değil mi? Ama seçim biter, rozeti çıkarır, bütün vatandaşın işine gücüne bakar. Bu mantıkla nasıl biz hareket edeceğiz? Bu bambaşka bir şey. Bu, 1930’lardan kalma bir model. 1950’den sonra bu model değişti.”

“ÜLKENİN REFAH SEVİYESİNİ YÜKSELTTİK”

AK Parti’nin göreve geldiği günden itibaren Türkiye’nin gelişimi ve ülke ekonomisi için çok gayret gösterdiğini, ülkenin refah seviyesini yükselttiğini anlatan Yıldırım, dünyanın en büyük projelerini yaptıklarını belirtti.

İstanbul’a dünyanın en büyük havalimanını yaptıklarını anımsatan Yıldırım, Avrupalılardan da bu projelerin kendi ülkelerinde yapılması için talep geldiğini bildirdi. İstanbul’da inşa edilen yeni havalimanının yolcu kapasitesinin 200 milyonu bulacağını dile getiren Yıldırım, şunları kaydetti:

“Türkiye’ye yakışan da bu. 2053, 2071 hedefleri ancak böyle gerçekleşir. Artık zenginlik Batı’dan Doğu’ya doğru döndü. Bir zamanlar Doğu zengindi, Batı fakirdi. Şimdi Batı zengin, Doğu fakirledi. Şimdi tekrar dönüyor. Dönerken de giderken de, doğuya da batıya da giderken, Türkiye’den geçecek. Biz de işimize bakacağız. Biz de bunu yapıyoruz, doğru zamanda, zor zamanda yapıyoruz. Gezi olaylarında ‘Havaalanı yapılmasın.’ diye bas bas bağıranlar, eminim ki o havaalanı 2018 Şubat’ta bittiğinde en önce gidip kullanacaklar, hiç tereddüdünüz olmasın. ‘İstemezük’cülerle mücadele ederek buralara geldik. Onun için ben bunu, bu ‘hayır’ kampanyasını yadırgamıyorum.

Yavuz Sultan Selim’i yapacağız, ‘hayır’. Marmaray’ı yapacağız, ecdadın hayali, ‘hayır’. Avrasya Tüneli’ni yapacağız, ‘hayır’. Osmangazi’yi yapacağız, ‘hayır’. Hızlı trene ‘hayır’, şehir hastanelerine ‘hayır’. İnat da bir murattır, size rağmen yapacağız dedik. Yapa yapa geldik.”

Yıldırım, öte yandan, Niğde için 15 yılda 9 milyar yatırım yapıldığını, Niğde’nin ihtiyacı olan havalimanını da inşa edeceklerini bildirdi.

Niğde’ye yaptıkları diğer yatırımları da anlatan Yıldırım, kendilerine gösterilen ilgi ve sıcak karşılamadan dolayı Niğdelilere ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerine teşekkür etti.

 

 

Aktüel İntermedya / GÜNDEM

 

You may also like

Popular News