Murat Pilevneli ile sanat ve değişim üzerine özel bir söyleşi

Murat Pilevneli, 2000 yılında kurduğu Galerist ve şimdilerde Dolapdere’de ikamet eden galerisi PİLEVNELİ ile, Türkiye’de ve dünyada sanat üretiminin ve yaratıcılığın yakın takipçilerinden. Pilevneli ile 20 yılı geride bıraktığı kariyerini, sanatı ve daimi değişimi konuştuk.

Murat Pilevneli ile, PİLEVNELİ’nin Dolapdere lokasyonunda sanat dolu bir söyleşi gerçekleştirdik; üstelik Yeni BMW 4 Serisi Coupé’nin eşliğinde…

İstanbul Beyoğlu’nda “Galerist”in, Nişantaşı’nda “Pilevneli Projects”in ardından “PİLEVNELİ”nin adresi Mecidiyeköy Likör Fabrikası ve Dolapdere… Sizi İstiklal Caddesi’nin adeta bir sanat yurdu olduğu, Mısır Apartmanı’ndaki Galerist günlerinden tanıyoruz. Kişisel geçmişinizde ve kariyerinizde, sanatın ve yaratıcılığın itici gücü için neler söylemek istersiniz?

Murat Pilevneli: İstiklal Caddesi’nin henüz sanat yurdu olmadığı, galerilerin yer almadığı bir zamanda biz Mısır Apartmanı’na taşınmıştık. Öncesinde ise Teşvikiye’de Berna Apartmanı’nda, 60-70 metrekarelik bir dairede galerimiz bulunuyordu. Mısır Apartmanı’ndaki galerimiz, o dönem Türk galericilik tarihinin mihenk taşlarından biri oldu. O yıllarda, o büyüklüğe ve hacme sahip bir galeri yoktu. En önemlisi sanatçıların eserlerini özgürce gösterebilmeleri için bir hacim oluşturmuştuk. Küçük mekânlarda sergiler yaptığınızda doğal olarak eserler de ancak oraya uyabilecek nitelikteydi; hacim büyüyünce bunun etkisini sanatçıların üretimlerinden görebiliyordunuz.

“Sanat, üretenler için bir ifade, diyalog kurma biçimi. Bense bu ifade biçimlerini, içselleştirdikten sonra, geniş kitlelere göstermeye ve onların yayılmasına ön ayak olmaya çalışıyorum.”

Kişisel geçmişimden son derece özet olarak bahsedeyim. Dayım Mustafa Pilevneli sayesinde sanatla tanıştım; bunu Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Resim Bölümü’nde Ergin İnan, Kadri Özayten ve Balkan Naci İslimyeli ve daha birçok önemli isimden aldığım eğitim, ardından küratör Beral Madra’nın yanında yaptığım iki yıllık asistanlık izledi. Sonrasında da direkt sanatın ticari kısmına yönelerek, çok erken yaşta ticaret ve danışmanlık yapmaya başladım. 2000 yılında Galerist’i kurdum, 2011 yılında ise hisselerimi satarak ayrıldım. Ardından 2017 yılında PİLEVNELİ’yi kurarak galericilik mesleğime devam ettim ve ediyorum. Bu süreçlerde Galerist, Unlimited dergilerini ve IstanbulArtNews gazetesini yayımladım. Sanat, üretenler için bir ifade ve diyalog kurma biçimi, ister edebiyat, ister sinema, ister plastik sanatlar olsun fark etmez. Bense bu ifade biçimlerini, içselleştirdikten sonra, geniş kitlelere göstermeye ve onların yayılmasına ön ayak olmaya çalışıyorum.

Şu anda PİLEVNELİ hangi sanatçıları temsil ediyor?
PİLEVNELİ olarak Refik Anadol, Hüseyin Çağlayan, Şener Özmen, Ali Elmacı, Erdoğan Zümrütoğlu, Tayfun Serttaş, Bora Akıncıtürk, Daniel Firman, Hans Op de Beeck, Tobias Rehberger, Johan Creten, Arik Levy, Richard Wilson, Jan Fabre, Defne Tesol, Tarık Töre’nin de aralarında yer aldığı yerli ve yabancı sanatçıları temsil ediyoruz.

Türkiye ve dünyada 2000-2020 arası dönemi yaratıcılık, üretim ve sanattaki yeri açısından nasıl değerlendirirdiniz?
Türkiye’de sanat piyasası açısından 2000-2011 arası yılları yükselme, 2011-2013 arasını duraksama ve 2013’ten bugüne olan kısmı da düşüş dönemi olarak görebilirsiniz. Yaratıcılık her zaman vardı ve var olmaya devam edecek. Bu yönde üretim geçmiş yıllara nazaran yoğunlaştı ve çağdaş sanatın toplum içerisinde daha fazla yayıldığını söylemek mümkün. Ne yazık ki sanat, gelişmiş toplumların aksine özellikle Türkiye’de devlet tarafından yeterince benimsenmiş değil. Halbuki sanat salt tuval üzerine yağlıboya bir eserden ibaret değil. Hiç düşündünüz mü, sanat hayatınızın neresinde var diye? Giydiğiniz elbiseler, oturduğunuz koltuk, çalıştığınız masa, elinizde tuttuğunuz bardak, bindiğiniz araba, yemek yediğiniz tabak…. Çevrenizde gördüğünüz tüm nesnelerin bir sanatkarın estetik bakış açısıyla form bulduğunu hiç düşündünüz mü? Sadece bunu düşünerek ve çevrenize bakarak sanatın ne kadar önemli, vazgeçilmez olduğuna, şayet inanmıyorsanız, kendinizi ikna edebilirsiniz. Gördüğünüz neredeyse her formun karşılığı olarak plastik sanatlarda bir şekilde bir referans bulabilirsiniz. Bu nedenle özellikle çocukların erken yaşlardan itibaren resim yapmaları, farklı teknikteki malzemelerle çalışmaları, müze ve sergileri gezmeleri, çevrelerindeki renk ve detayları algılamaları çok ama çok önemli. Keza sanat sadece renklerin yan yana gelmiş dekoratif hali değil. Aynı zamanda kültür, politika, sosyoloji, felsefeyi içinde barındıran bir kavram. Sizce Batı ülkeleri sanat ve kültüre boşuna mı önem veriyor? Batı dediğimiz kavramın temelinde sanat ve kültür ve bu alana verilen değer olmasaydı ne olurdu? Konu biraz dağıldı ancak cevabı düşünürken ister istemez aklıma ilk gelenler yapılamayanlar, yapılmayanlar oluyor.

2020 yılı için, dijital uygulamalar açısından hızlandırılmış bir süreçten geçtiğimizi söylemek yerinde olur. Sanatın geleceğinde, çevrimiçi ve çevirimdışı etkinliklerin dağılımı ve yeri sizce nasıl olacak?
Çevirimiçi yani “online” olma, bildiğimiz, aşina olduğumuz ancak pandemi öncesinde yeterince deneyimlemediğimiz bir alan. Mesela Türkiye’de neredeyse 150’ye yakın online müzayede evinin olduğunu biliyor muydunuz? Çoğu pandemi sürecinde mantar gibi ortaya çıkan bu firmalar, 10.000 TL’nin altında çok büyük satışlar yapıyor. Bu şimdiye kadar olmayan bir durum ve bu sayede birçok yeni alıcı su yüzüne çıktı. Bu durum pandemi sonrasında da aynı hızla devam edecektir. Online’ın hayatı kolaylaştırdığı bir gerçek ancak bir noktadan sonra sanata online olarak ulaşılması, yaratılana ne kadar tercüman olabilir? Bir heykele bakarken onu deneyimleyebilmek, onu yakından, üç boyutlu olarak mekânda izleyebilmek isteriz. Yine bir tabloya bakarken, tablonun fırça tuşelerinin ritmini sanal ortamda ne kadar hissedebiliriz? İnsan elinden çıkmış bir eserin, insan gözüyle temasa ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Sanatın yeni dünya düzenindeki yerinin yanı sıra, yaratıcılık ve kurumların da yeri ve önemine dair gelecek öngörüleriniz ve düşünceleriniz neler?
Aslında sanatın öneminin yeterince anlaşıldığını düşünmüyorum. Sanat dediğim, biraz önce de söylediğim gibi her şey… Giydiğiniz kıyafetten bindiğiniz araca, evinizdeki mobilyadan telefonunuza kadar her şey sanatsal bir gözden çıkar. Bu açıdan bakıldığında geçmiş, bugün ve yarın sanat çok önemli… Sanatsız bir dünyayı hayal etmek imkansız.

“Sanat”ın geleceği için “her şeyi değiştirecek oyuncu” olarak kimden/nelerden söz edilebilir?
Bu kadar kati konuşmak çok zor… Geleceği kim bilebilir ki? Sanatın geleceği nedir? Altın soru…. Herkes bunu merak ediyor… Sanat dünyasının girdiği o kısır döngü; gelecek, yenilik ve ünik olma durumu o kadar zorlaştı ki. Muazzam bir geçmiş var ve bu geçmişten yeni bir ifade şekli bulmak hiç de kolay değil. Belki de bu kısır döngü dolayısıyla sanat dünyası kocaman spekülatif bir balon haline geldi. Eleştirmenlerin, küratörlerin ve müzelerin büyük oyuncuların piyonuna dönüştüğü bir dönem. Sanatın geleceği nedir? Biraz önce dijitalden bahsettik. Teknoloji hayatımıza her geçen gün daha da giriyor ve girecek. Şayet bu olacaksa -ki olacak- sanatın teknolojiyle nasıl beden bulacağını merak etmiyor değilim. Belki bu noktada mesela Refik Anadol çok ilginç bir pozisyonda. Refik acaba bize ‘geleceğin sanatına’ dair bir ipucu veriyor olabilir mi?

BMW sponsorluğunda gerçekleşen “Artweeks@Akaretler” nasıl geçti?
ArtWeeks beklentilerimizin ötesinde geçti. İnsanların seyahat edemediği için harcamalarını Türkiye’de yapmak zorunda kalmaları bize birçok açıdan olumlu yansıdı. Misafir ve koleksiyonerlerimizi pandemi dolayısıyla gerekli sağlık koşullarına uygun şekilde, BMW’nin tahsis ettiği otomobil ile aldırmamız ve mekânlarımızı ziyaret etmeleri eşsiz bir deneyim, önemli bir hizmet oldu.

Bugüne kadar sanatın peşinde çıktığınız en iz bırakan yolculuğunuz hangisiydi?
20-25 yıllık bu sanat yolculuğunda çok farklı, irili ufaklı birçok sergi, proje ve yayın gerçekleştirdim. Yüzlerce sergi, yayın, büyük küçük projeler ve danışmanlıklar… Yanımda yetişen gençleri bu sektöre sanat profesyoneli olarak kazandırmam, sanat ortamına tanıttığım onlarca sanatçıların varlıkları, tüm yapılanların sektöre yansıması ve yarattığı etkiler… Şayet bir izden bahsedilecekse bu yapılanların tümünün bıraktığı iz demek gerekiyor sanırım.

Sanat koleksiyoneri yolculuğu nasıl başlıyor? Nasıl ilerliyor?
Söylemesi zor… Sanatın size ne kadar yaklaşmasına izin verirseniz o da hayatınızda o kadar yer edinmeye başlar. Ne kadar ciddiye alırsanız, söylenmeye çalışılana ne kadar kulak asarsanız, ne kadar çok anlamaya çalışırsanız sanat da o kadar hayatınıza nüfuz eder. Koleksiyonerlik çok eser toplamak değildir, sayı ve parasal hacim ile ölçülemez. Koleksiyoner kelimesi, sıfatı nedense bir eser alan herkese yakıştırılan bir paye. Ancak koleksiyonerlik tüm bu bahsettiklerimden bağımsız olarak bir bakış açısı, samimi, ciddi, bir yaşam biçimi ve biriktirilen her neyse adanmışlığın samimi ifadesidir. Türkiye’de iyi sanat eserlerini zaman zaman bulmak ne kadar zorsa, iyi koleksiyoner bulmak da bir o kadar zor.

Yeni BMW 4 Serisi Coupé uçları temsil eden, mevcut eğilimlerin dışına çıkarak tasarlanmış bir otomobil. Bunu düşünerek, Yeni BMW 4 Serisi Coupé’nin yanına herhangi bir sanat eseri koyabilecek olsaydınız bu hangi eser olurdu?
Bence BMW 4 Serisi Coupé; Arik Levy’nin “Solid Liquid” serisi gibi akışkan, gizemli ve seksi, Refik Anadol’un “Eriyen Hatıralar”ı gibi bilinç dışındaki duyuların estetik görsel hali, James Turrell’in ışık enstalasyonları gibi cazip, meditatif, ulvi ve Richard Serra’nın heykelleri gibi sağlam, ağır ve hedefe odaklı…

Aktüel İntermedya / AUTO AKTÜEL

Ayrıca Kontrol Et

2020 Gladyatör ödüllerinin sahibi PEUGEOT Türkiye oldu

11. ODD Satış ve İletişim Ödülleri, 2020 Gladyatörleri 6 Ocak Çarşamba günü dijital ortamda gerçekleştirilen …